Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2011 Salı

En kötü ikinci!


Nihayet grup maçlarını bitirdik.Düşe kalka...Ve başkasına muhtaç kalarak.Küfür edip, küstüğümüz Davrazlı Mesut'un ayağına bakarak.Peki suçlu kim? Hiddink mi? Arda mı? Hamit mi? Servet mi? Volkan mı? Hiçbiri...Bir futbol kültürü olmayan, bir futbol altyapısı olmayan, sistemi olmayan, hatta doğru dürüst futbolu bilen spor yazarları olmayan, ama bize göre uyuyan bir devdi milli takımımız.

Kuralar çekilip grubumuz belli olduğunda, rakiplere aldırmadan, doğru analizler yapmadan, tüm futbol severleri büyük bir beklentiye sokan malum spor kamuoyu, şimdiden play-offları geçmişiz gibi ortalıktalar yine, yakında bizi Avrupa Şampiyonu ilan ederlerse şaşırmayın.Kaybettiğimiz maçlarda takımı yerden yere vururlar, canlı yayında yorumculuğu bırakıp giderler, kazandığımızda da bizi göğe yükseltirler....Fatih Terim'i beğenmediler, yerine milli takım çalıştırmakta usta bir isim Hiddink geldi.Onuda öyle bıktırdılar ki adamcağız ne yapacağını şaşırdı.Hiddink gelmeden öncede Hiddink'ti.Güney Kore'de de çalışırken bu ülkeye çok sık gitmezdi.Rusya'da çalışırken de.Avusturalya'da çalışırken de.

Biz aslında Hiddink'ten ne istediğimizi de bilmiyorduk ki.Önce takımı Avrupa Şampiyonasına götür dedik.Ama bunu yaparken de, takımı gençleştirmesini istedik.Çok yaşlı bir ekiptik te sanki.Sonra yardımcılarına taktık kafayı.Evet haklı olduğumuz yerler vardı ama, Hiddink'ten istenileni yapabilecek bir altyapımızı da henüz hazırlamamıştık.Hiddink bir sistem adamıydı.Ve çalıştığı ülkelerin hepsinde bir sistem söz konusu idi.Sadece futbolda değil günlük yaşantıları bile sistemliydi.Peki biz, bugüne kadar sistemli olarak neyi yaptık ki?Sanırım son şike olayları biraz sistemli...En azından suçlamalar bu işlerin sistemli yapıldığı yönünde.

Hep Almanya diyoruz ya, yine onlardan bir örnek vermek istedim.2002 Dünya Kupasında final oynadılar.Ondan önce Euro 96'yı almışlardı.İngiltere'de hemde.Yarı finalde İngiltere'yi penaltılarla geçerek.İngilizleri bir kez daha kahretmişlerdi bu zaferleriyle.Sonrasında 98 Dünya Kupasında çeyrek final.Euro 2000'de ise 1. turda elendiler.Ve kabuk değiştirme zamanı geldi diyerek takımı kademe kademe revizyon ettiler.Yeni atılımlar yaparak devşirme oyuncu politikasını geliştirdiler ve her sene milyonlarca euroyu altyapı harcamaları için ayırdılar.2002 Dünya Kupası'nda final oynadılar, Euro 2004'de 1. turda elendiler.Kendi evlerinde düzenledikleri Dünya Kupası'nda yarı final oynadılar 3.oldular ama bu durumu 2002'deki finalden daha çok başarılı saydılar .Çünkü yeni bir yapılanmaya gitmişlerdi ve meyvesini alıyorlardı.

Almanya uyguladığı ve doğru teknik adam seçimiyle, alt yaş grubu milli takımlarda büyük başarılar yakaladı.Tıpkı İspanya gibi, Hollanda gibi. Euro 2008'de final, 2010 Dünya Kupasında 3. elde ettiler.Zaten bu iki şampiyonanında baş kahramanları bu 3 ülkeydi.Çünkü Almanya gibi Hollanda ve İspanya altyapıya yönelen takımlardı.Hem total futbol oynayıp hemde takımlarını çok iyi revize ettiler.Ayrıca başarıyı da hemen beklemediler.Meyve almak için ağacın olgunlaşmasını beklediler.Bizim gibi sabırsız değillerdi.

Avrupadaki 4-5 milyon nüfusumuz, şu anda, Alman Milli Takımına 2, İsviçre Milli Takımına 3, Avusturya Milli Takımına da 4 oyuncu, hatta Linchestein Milli Takımına da 1 kaleci armağan etti.Türkiye Milli Takımı'ndakileri, süper ligimizdeki ve Bundesligada oynayanları saymıyorum.Onların hepsi Türk kanı taşıyor.Demek ki kaynak sıkıntımız yok.Elimizde işleyebileceğimiz yaklaşık 5 milyon genç var.Yaşları 6 ile 12 arasında değişen.Ve bize düşen bu gençleri işlemek.Doğru hamlelerle onları Türk Futboluna kazandırmak.Menajerlere ve hiç oynatmadığımız yabancı futbolculara harcadığımız milyonlarca euroyu onların gelişimine aktarmak.Biz bunu başardığımız taktirde, ne Hiddink'i eleştiririz nede ondan sonra gelen teknik adamları.

Şimdi günlük başarılara aldanmadan kendimizi hazırlamalıyız.Play-off maçlarını geçemeyebiliriz.Bu dünyanın sonu değil.Turnuvaya gidip çokta başarılı olabilirizde.Bu iki durumda bizim için söz konusu.Hani çok övündüğümüz, Euro 2008 'deki geri dönüşlerimiz varya, aslında onu biz yanlış anlıyoruz.Biz heran her şeyi yapabiliriz çok güçlüyüz diye düşünüyoruz ama Avrupalılar bunu bizim dengesizliğimizden dolayı kullanmışlardır.Onlar bizim takımdan gerçekten çok korkuyorlar.Ciddiye alıyorlar fakat futbolumuzdan değil dengesizliğimizden.Ve son olarak Almanya'ya ve Davrazlı Mesut'a teşekkürler...

9 Ekim 2011 Pazar

Play-off maçları öncesi rakibimiz!



''1950 Dünya Kupasına finansal sorunlar nedeniyle katılamayan,  24 Nisan  1968'de Polanya'ya, 14 Kasım 1984'de İngiltere'ye, 14 Ekim 1987'de yine İngiltere'ye 8-0 mağlup olan, 17 Haziran 1951'de, 1954 Dünya Kupası şampiyonu yenilmez batı Almanya'yı hemde kendi evinde 2-1 mağlup eden, tüm imkansızlıklara rağmen büyük bir özveri gösterip sonunda yazı-tura atışıyla İspanya'yı geride bırakıp 1954 Dünya Kupası'na katılan,  1991 Yılında Fatih Terim öncülüğünde Akdeniz Oyunları'nda final oynayan ve şampiyon olan, daha sonra aynı jenerasyonla 1996 Avrupa Şampiyonası'na katılan, o jenerasyonun son yıllarında 2002 Dünya Kupası'nda ve 2008 Avrupa Şampiyonası'nda 3.lük kazanan...''

Türkiye Futbol Federasyonu, 1992 yılında özerliğine kavuşarak özgün bir yapı haline gelmiş, futbolumuz için çok önemli bir temel atmıştır.Türk futbolu bu özerklik ile finansal açıdan ilerleme kaydetmiş olup siyasilerinde elini futboldan biraz olsun çekmesiyle rahat bir nefes almıştır.Türk Futbol Tarihide bu özerlik statüsünü kazandıktan sonra önemli başarıları sayfalarına yazmıştır.Uzun bir durgunluktan sonra Sepp Piontek döneminde yardımcılık görevini üstlenen ve  bu dönemde U21 takımıyla Akdeniz Oyunları'nda şampiyonluk yaşayan Fatih Terim'le başlayan çıkışımız bugüne kadar devam etmiştir.Ara ara istikrarsızlık gösterse de başarılarımız devam etti.Zaman zamanda Letonya, Azerbaycan, Estonya gibi takımlara tarihi zaferler kazandırdık.

Aslında bilindiği üzere Türk Futbolu Fatih Terim'le yani bir Türk Hoca'yla yükselişe geçmedi.O yükseliş zaten olacaktı.Nedenmi? 1984-1985 yılında Galatasaray yönetiminin futbol takımının başına getirdiği Jupp Derwall sayesinde.Evet bugünkü, kulüp takımı düzeyinde de, milli takım düzeyinde de başarılarımızın arkasında bir Alman yatıyor.Bugünkü uygulanan antrenman metotları, futbolcuya olan yaklaşım, zihinlerdeki mental değişim hepsi onun sayesinde kazanıldı.Derwall sadece Türk futbolunu geliştirmekle kalmadı, Türk antrenörününde vizyon sahibi olmasını sağladı.Mustafa Denizli O'nun eseriydi.Galatasaray Derwall'le başlattığı Alman ekolünü kısa bir dönem Held, sonra Feldkamp, Holman ve Safting'le devam ettirdi.Bir sezon iskoç Souness'le çalıştıktan sonra, yine çıraklık olmasa bile kalfalık dönemini bir Polonya asıllı Alman hocanın yanında geçiren Fatih Terim'le çalıştı.

Bir Alman Hoca'nın ( Derwall) yetiştirdiği Mustafa Denizli ile o zamanki adı Avrupa Kulüpler Şampiyonası olan şimdiki Şampiyonlar Liginde yarı final yaşadı.Bir başka Alman'ın yanında stajını tamamlayan Fatih Terim'le Uefa Kupasını kazandı.Yine bu büyük zaferi yaşayan kadroyla Avrupa Süper Kupası ve Şampiyonlar Liginde çeyrek final sevinci yaşadı.Galatasaray'ın kulüpler düzeyinde yakaladığı bu başarıların mimarı olan iskelet kadroyla 2002'de bir Dünya Üçüncülüğü yaşadık.Evet takımlarımızın başında bir Türk antrenör vardı ama temelimizi yine Almanlar atmıştı.Birinci Dünya Savaşına katılırken bile arkamızı Almanlara dayamıştık.Ve yine bugün Avrupa Şampiyonasına gitmenin ilk ayağı olan play-offlara katılmak için yine Almanlara ihtiyacımız var.Maalesef yine göbeğimizi onlar kesecekler.

Şampiyonlar Ligi finalinde oynayan ilk Türk olan Yıldıray'ı Almanlar yetiştirdi.Bugün A Takım kadromuzda onların yetiştirdiği 6 oyuncu yer alıyor.Ligimizde Almanya çıkışlı 100'e yakın oyuncu forma giyiyor.Çok övündüğümüz, Real Madrid'de oynuyor dediğimiz Nuri'yi, Hamit'i hatta Mesut'u bile onlar yetiştirdi.Ve bugün yine işimizin bir kısmı onlara kaldı.Almanlar futbolumuza elini atana kadar bir kaç zaferimiz dışında önemli bir gelişme yok.Önemli ama sadece bir kaç tane.Almanların futbolumuza elini attıkları 1985'ten sonraki zaferlerimize bakınca bazı şeyleri daha iyi kavrayabiliyoruz.

Bize futbolcu yetiştirdiler ve halada yetiştiriyorlar.Önümüzü açmak için rakiplerimizi yeniyorlar.Peki biz ne yapıyoruz.Bugün onların bu zaferlerinin mimarı olan Löw'ü, ülkemizde teknik adamlık yaptığı dönemde günlerce tartışıyoruz.Teknik direktör değil diyoruz.Biz her şeyi çok iyi biliyoruz ya...''Yeniköy kasabı'' lakabı taktığımız  kişi ( Del Bosque ) takımını Dünya Şampiyonu yapıyor biz uygulamaya çalıştığı 4-4-2 taktiğini tartışıyoruz, oyuncu seçimlerini kurcalıyoruz.Her maç sonunda hakem hakkında atıp tutmadığını tartışıyoruz.Adam ben hakem hakkında konuşmam dedikçe pısırığın teki hakkını bile savunmuyor diyoruz.Hatayı kendimizde aramak yerine günlük zaferlere aldanıyoruz.

Kuralar çekilip rakiplerimiz belli olduğunda, süper gruba düştük hepsi şeker gibi takımlar biz kesin birinci oluruz diye havalara giriyoruz.Ve bugün gördüğümüz üzere yine eloğluna muhtaç kalıyoruz.Almanlar yine üzerine düşeni yapacaklardır.Belçika'yı yenerek önümüzü açacaklar.Bizde bir şekilde Azerbaycan'ı yeneriz herhalde! Peki iş play-off lara kaldığında arkamızı kime dayacağız.Olası bir plaf-off eşleşmesini geçtikten sonra tüm bu sorunları unutacağız.Hele ki turnuvada yine iyi bir hava yakalarda, büyük zaferler kazanırsak ne olacak.Dediğim gibi yine tüm bu sorunlarımız gidecek.Bir sonraki şampiyonada kesin biz şampiyonuz moduna geçeceğiz.Ve bu kısır döngü sanırım hep devam edecek.Asla sorunun kaynağına inemeyeceğiz.İnmeyeceğiz.

Şimdi benim için önemli olan bu şampiyonaya katılmak değil.Buna katılamazsan diğerine katılırsın.Bu dünyanın sonu değil.Ama bir iskeletimiz, olmadan bir futbol kültürümüz olmadan, sağlam bir altyapımız olmadan, üst yapımız bir yerde çöker.Ya bugün ya da yarın.Unutmamalıyız.Günlük başarılara değil daimi başarılara ihtiyacımız var.

7 Ekim 2011 Cuma

Türkiye : 1 - Almanya : 3 Peki sonrası?

Dünkü maç öncesi yazımızda teknik analiz yapmak yerine, maçı kazanabileceğimiz  saha dışı faktörlerin lehimize olduğunu kendimizce anlatmaya çalıştık.Saha içinde ise olayı biraz fazla abartmış olmalıyız ki maç boyunca takımımızın her taç atışında ikinci bir top sahaya atıldı.Burda maksadımız sanırım oyunu durdurarak soğutmaya çalışmaktı.Milli Takımımız'ın sahaya beraberlik için çıktığı belliydi.Rakibimiz ise liderlik ve şampiyonayı garantilemiş olsa da, bize göre daha takım olmanın avantajıyla sahada futbol oynamaya çalışan ekip  görüntüsündeydi.


Maçın hemen başında güzel bir organizasyonla golü bulabilirdik ama olmadı.Pozisyon gelişim açısından gayet güzeldi fakat oyuncularımız son vuruşu bir türlü yapamadılar.Almanlar golü atana kadar bir kaç güzel pozisyonda yakaladık ama yine başaramadık.Rakibimiz ise 3 pasla toplamda 16 saniye süren bir zaman diliminde gayet güzel bir gol attı.Golü kalemizde  gördüğümüzde henüz dakikalar 35'i gösteriyordu lakin sanki golü son dakikalarda yemişiz gibi takımda ruh kalmadı.Birden bir teslimiyet haline geçtiler.İlk yarıda sağ kanat orijinli 3 oyuncumuza birde zaman zaman Arda'nın o bölgeye kaymasıyla sol kanatta sıkıntı yaşadık.Hiddink'te bunu görmüş olmalı ki ikinci yarıda Gökhan Töre'yi oyuna alarak başladı.Tabi Hiddink'i eleştirmek haddimize değil ama orta sahada oyun zekası üst düzey olan Selçuk'un oyundan alınmasını biraz garipsedim açıkçası.
İkinci yarıda yediğimiz ikinci golde, ilk golün fotokopisi gibiydi.Yine 3 pas ama bu sefer yaklaşık 27 saniye süren bir zaman dilimi ve yine sol kanattan.Golüde attı ama sanırım Hakan Balta ile o bölgede saçlarımız epey beyazlar gibi...Ağır bir oyuncu ve ileri çıktığında geri dönmede epey sıkıntılı.Her neyse isim isim eleştireceğimiz kişi sayısı çok ama gereksiz bir analiz olur.Zaten Hamit'inde maç sonundaki röportajı takım içindeki havayı anlatır cinstendi.
Peki Hiddink'in maç bitiminden sonraki yaptığı açıklamada, ''hala dümenin başındayız'' demecine ne demeli? Dinlemeyen arkadaşlar vardır onlara tavsiyem tv de falan gördükleri anda dinlemeyip kapatsınlar.En azından sinirleri gerilmez.Sonuç olarak bir Almanya maçını da geride bıraktık.Biz Türkler zoru severiz.İpler elimizde iken gider Azerbaycan'a mağlup oluruz, göbeğimizi de bizi arka bahçesi olarak gören Almanlara kestiririz.Salı günü Almanya, Belçikayı yenecektir.Bundan şüphem yok.Olası bir play-off ufukta görünüyor bizim için.Şampiyona bileti aldığımız gün ise, Almanların alaycı bir tavırla, bak yine bizim sayemizde burdasınız anektodu ile karşılaşmak oldukça acı verecektir bize ve yurt dışında yaşayan gurbetçilerimize.Allah yardımcımız olsun!

Almanya maçı öncesi...


Bugün Avrupa Şampiyonası Eleme Gruplarındaki en önemli maçlarımızdan birine çıkacağız.İkincilik için önemli bir avantajımız söz konusu lakin her şey henüz tam olarak netleşmedi.Takım olarak da hala net değiliz.Hemen hemen her maçta farklı takım kurgusuyla çıkmamız artık enteresan gelmiyor bana.Belkide sizlere...

Neyse bunlar sonraki tarşılacak konular ki biz asıl konumuza dönelim... Büyük takımlar önemli maçlarını sadece saha içinde oynadıkları mücadele ile kazanmazlar.Bazen saha dışı faktörler devreye girer.Biz genelde maçlarımızı saha içindeki mücadelemizle kazanmayı hedeflerdik...fakat bu sefer bu kanunu devre dışı bıraktık.Saha dışı faktör olarak ilk hamle bizdendi bu defa.Almanya maçı öncesi Ömer Toprak'ın milli takım tercihi, güzel bir basın açıklamasıyla gündeme geldi.Çok manidar bir zamanda milli takım tercihini Türkiye'den yana kullandığı haberini basında çok güzel işledik.Sonra Alman yetkililerden hemen, Erdal Keser ustamızı şikâyet etme ve kendi yetiştirdikleri Türk kökenli oyuncuları, kabaca bir deyimle (okuyuculardan özür diliyorum) ayartlamakla suçlayıp, Almanların önemli gazetelerinden Bild'e (hatta türk basınında bile bu konu haber yapıldı her nedende?) bunu haber yaptırak kamuoyu oluşturmak ve bir baskı yaratmak hamlesi geldi..Nitekim Erdal Keser'den bunu yalanlayan açıklamalar geldi.Böylece Almanların bu hamlesi tutmadı.

Almanlar daha önce kaybettikleri moral avantajını da, uygulamaya koydukları  Mesut Özil projesiyle, tekrar kazanmışlardı.Hatta bu proje İlkay Gündoğan'ında Almanya  adına tercihiyle zirve yapmışken, Ömer Toprak'ın hesaba katılmayan Türkiye tercihi ve Serdar Taşçı'nın uzun zamandır milli formaya hasret kalmasının basında geniş yer bulması ile çöküş dönemine girdi.Altıntop kardeşler, Yıldıray, Nuri, Mehmet Ekici v.s gibi oyuncuları kaybetmenin verdiği sancıyla Almanlar çok önem verdikleri hatta epey yol katettikleri proje artık alehlerine işlemeye başlamıştı ki, buna acil çözüm olarak bu hafta yine  Serdar Taşçı'nın ''Almanya'nın kazanmasını isterim.'' açıklamasını biraz çarpıtarak basında işlenmesiyle yeni bir hamle yaptılar.Bu hamlede bugün Ömer Toprak'ın artık milli formayı giymesi için bir sorun kalmamasıyla çökmüş oldu.Evet Ömer için yasal hiç bir sorunumuz kalmadı.Bütün gerekli izinleri almış bulunmaktayız.Tabi son dakikada çıkabilecek bir aksilik olmassa.

Tabi bu maçta hemen Ömer'e forma vereceklerini düşünmüyorum.Guus Hiddink, daha önce hiç oynamadığı bir defans kurgusuyla bu maça çıkıp oyunu riske atmak istemeyecektir.Her ne kadar Almanlar grup birinciliğini garantilemiş olsa da bu maça önem veriyorlar.Özelliklede saha dışı faktörlerden dolayı.Mesut'uda bu maça ayrıca motive ediyorlar.Bizi, Ülkemizi her zaman arka bahçe olarak gören Almanlara karşı bu defa üstün olan taraf biziz.Her zaman onların arkasında olmanın verdiği dezavantajı, bugün alacağımız bir galibiyetle saha dışında yaptığımız hamlelerin meyvesini vermesi için taçlandırmalıyız.İngilizlerin gelmiş geçmiş en büyük yıldızlarından Gary Lineker'in ''Futbol sahada 11 kişinin oynadığı fakat Almanların kazandığı bir oyundur.'' sözünün bu defa işlemediğini Almanlara gösterme için kazanmalıyız...

5 Ekim 2011 Çarşamba

Mesut Özil ve Bize düşenler....

Bizim Davrazlı Alman Mesut, dün Radikal Gazetesi'ne önemli açıklamalar yapmış.Sanırım birgün öncede babası Alman Basını'na açıklamalar yapmıştı.Baba-oğulun bu hafta maşallah çeneleri düştü gibi...Neyse bizi ilgilendiren konu Mesut'un cuma günü oynanacak Türkiye-Almanya Euro 2012 Grup Elemeleri maçı öncesi Türkiye'ye karşı  "Oynamak istemiyordum ama Alman Milli Takım yetkilileri kötü bir alışkanlık yaratabileceği endişesiyle kabul etmedi." diye biten açıklamasıdır.

Bilindiği üzere, (bu konu aslında kabak tadı verdi ama neyse...) Almanya-Türkiye hattında tercihini, doğup büyüdüğü, ekmeğini yediği, hatta kültürü kendine aşılanmaya çalışılan ülkeyi; Almanya'yı tercih etti.Çok tartışıldı yazıldı çizildi falan filan...da kardeşim demezler mi adama madem onlara karşı oynamayacaktın, madem ıslıklanmaktan korktun neden bizi tercih ettin diye...Burda bize düşen cuma günü oynanacak karşılaşma öncesinde, sonrasında hatta maçta bile en ufak bir tepkide bulunmamak.Hatta maç içerisinde Mesut'u tribünlere çağırıp alkışlamak.Bizim bu örnek davranışımız karşısında eminim Mesut'unda vijdanı hafifte olsa sızlayacaktır.Çünkü o bu açıklamaları yaparken, Türkiye'yi çok sevdiğinden değil Berlin'deki maçta olduğu gibi ıslıklanmak ve küfürlü tepkilerden çekindiği için yaptı.Unutmamalıyız.Ve tercihine saygı duymalıyız...

28 Eylül 2011 Çarşamba

Bir Hamit ile Mesut Hikayesi

Şimdi bu fotoğrafa çok iyi bakın.Birisi Türk asıllı Alman Mesut, diğeri direk  Türk  Hamit Altıntop.Gerçekten de öylemi? Sizce? Bence değil.Her ikiside Alman bana göre.Belki bir yerde Hamit'te hakkımız olabilir.Nihayetinde çeşitli kademelerde Ayyıldızlı formayı 58 maçta terletmişliği var.Uluslararası arenada bizim formamızla boy göstermiş, goller atarak kendi kariyerine katkıda bulunmuş.Fakat Türkiye'ye tatiller dışında hiç gelmemiş.Hiç bir Türk takımında eğitim almamış.Yani Hamit altyapı eğitimini alırken Türk olan hiç bir değer ona öğretmenlik yapmamış.

Birbirleriyle iletişim kurarken bile eminim Almancayı tercih ediyorlardır.Düşünsenize 4 milyonluk azınlıktan, 100'e yakın oyuncu bugün, Almanya takımları başta olmak üzere Avrupa'nın çeşitli takımlarında forma giyiyor.Yabancı topraklarda doğmuşlar, eğitilmişler, oraların kültürü aşılanmış onlara.Yabancıların iş disiplini öğretilmiş onlara.Belli bir seviyeye gelince bizde hemen atlamışız onlar Türk diye.Hatta  bizi tercih etmeyenlere milliyetçilik yapmışız.Şimdi hangi spor adamına sorarsak soralım Arda'mı daha yetenekli Hamit'mi yetenekli diye birçoğu kesin bir dille Arda der.Yabancı spor otoriteleri bile Arda der.Evet Arda'da İspanyada oynuyor ama o şehrin diğer yakasında, son yüzyılın eniyi takımı ünvanını alan Real Madrid'in gölgesindeki takımda oynuyor.Şimdi durum böyle diye Hamit'le Mesut'la gururlanmayalım mı yani diyebiliriz.Tabiki belli ölçüde gururlanıyoruz ama asıl gurulanma zamanı Arda'nın yada yetiştirdiğimiz başka bir oyuncunun direk olarak Real Madrid'e transfer olduğu zamandır.Bir Selçuk İnan'ın, bir Burak Yılmaz'ın hatta bir Sabri Sarıoğlu'nun direk olarak Avrupa'da sözü geçen takımlara transfer olduğu zamandır.Kendi yetiştirdiğimiz bir değer Real Madrid'e direk transfer olduğu zamana kadar gururlanmamız hep bir parça eksik kalacaktır.

26 Eylül 2011 Pazartesi

Ömer Toprak Projesi

"Çok zor bir karardı, uzun bir süre düşündüm ama yakın çevrem ve ailem ile yaptığım görüşmeler sonucunda Türkiye’den yana tercihimi kullandım." Ömer Toprak dün Alman basınına bu açıklamaları yaptı ve Türk Milli Takımı adına oynayacağını belirtti.Alt kademelerde Almanlar adına oynayan gurbetçi oyuncu, A takım tercihini bizden yana kullandı.Burda neden biz sorusu aklıma takıldı.Bir süre önce basın mensuplarının milli takım tercihi sorusuna pek aldırış etmeyen Toprak, dünkü açıklamasında Türk yetkililerin kendisiyle birebir ilgilendiğine dikkat çekmiş.Burda Almanların, Türk kökenli oyunculara uyguladığı yakın markajı bu sefer biz uygulamış olduk

Aslında bu konuyu biraz daha kısa geçmeyi düşünüyordum fakat haberin önemi çok büyük.Ömer Toprak  Löw tarafından sıkı bir markaja tutulmuştu.Hatta Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu'ndaki rakibimiz Almanya tarafından bizim maça milli takıma çağırılacağı konuşuluyordu.Yani yeni bir Mesut Özil projesi daha karşımıza çıkmak üzereydi.Son olarak karşımızda İlkay Gündoğan vakası duruyordu.Almanları tercih etse kimse ona kızmayacaktı.Ama Ömer bana göre kurnazlık yaptı.Mesut'u değil, Serdar Taşçı'yı gözünün önüne getirdi.Serdar Taşçı, Almanları tercih etmişti fakat bir kaç maç dışında onunla ilgilenen olmadı.Ömer'de Almanları seçse inanın fazla tercih edilmeyecekti.O, kendine daha fazla forma şansı bulabileceği takımı seçti.Bizim için de çok mükemmel bir hamle oldu aslında.Şimdi önümüzde çok önemli bir proje var.Eğer ki biz Ömer Toprak projesini doğru yönetebilirsek, hem Almanlara hem de Almanya için oynamayı bekleyen gurbetçilerimize iyi bir ders verebiliriz.Çok zor bir sınav bizi bekliyor gibi.Ayrıca defans hattımızada önemli bir isim kazandırmanın bilincinde olmalıyız.Ömer Toprak, ne bir Servet ne de bir Gökhan Zan.

Serdar Aziz gibi Serdar Kesimal gibi önemli oyuncularımızın yanında Ömer Toprak gibi bir cevherde ileriki dönemde milli takımımızın defans hattını epey rahatlatır.Burda, Ömer'inde gelişimini biraz daha ilerletmesi beklenilmemeli, en azından rotasyonda süre almalı.Zaten Hiddink'inde uzun zamandır uğraştığı bir ismi ikinci planda tutacağını düşünmek yanlış olur.Ben Ömer'in Hiddink'in ilk planlarında yer alacağına kesin gözüyle bakıyorum.Şimdi, doğru bir Ömer Toprak projesiyle, kaybettiğimiz Mesutlara, İlkaylara değilde, Oğuzhanlara, Samed Yeşillere, Emre Canlara odaklanma zamanı...


Ömer Toprak

Doğum tarihi      : 21 Temmuz 1989
Doğum yeri        : Ravensburg, Almanya
Boyu                  : 1.86 m
Mevki                : Defans
Oynadığı takım   : Bayer 04 Leverkusen
Altyapı               :TSB Ravensburg - FV Ravensburg - SC Freiburg
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Kırmızı Şeytanlar Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger