Blog yazarlarımızdan Sevgili Onur Ertürk, işlerinden ötürü yaklaşık 3 aydır Şili'de yaşamakta.Postlarını da malumunuz üzere Şili'den yayınlıyor.Son gönderdiği post ise pazar günü yayınladığımız ''Çoluk Çocuk Milli Takımda!'' yazısı idi.Postun konusu Fenerbahçe kalecisi Volkan'ın bazı spor siteleri ve medyada çıkan açıklamaları üzerineydi.Onur Ertürk cuma günü medyayı takip edip cumartesi sabahı bana bu postu gönderdi.Aradaki zaman farkından dolayı ben bu postu pazar öğleden sonra yayına verebildim.Yayına vermeden önce Volkan'ın kişisel web sitesine baktım ama yayında değildi.Tabi bu zaman diliminde Volkan Demirel kişisel sosyal medya sayfasından bu haberi yalanlamış.Bizim burdaki hatamız sadece kişisel web sitesini değil sosyal medya sayfalarına da bakmamamız oldu.Bizim yayına verdiğimiz saat ile Volkan'ın yalanlaması arasında yaklaşık 5 saat var.Her ne olursa olsun teknik bir zamanlama hatasıda olsa biz postu yayından kaldırdık.Bununla ilgili bizi takip eden arkadaşlardan özür diliyoruz.Haber her ne kadar basında geniş bir yer bulsa da, bizim postu yayınlamadan son kez Volkan'ın kişisel sosyal medya sayfasına bakmamız gerekirdi ama bunu atlamışız.Yalan haber üzerine prim yapma gibi bir düşüncemiz asla olmamıştır.Fenerbahçeli arkadaşlardan tekrar özür diliyor ve böyle bir hatanın tekrarlanmayacağını temenni ediyoruz.
Türk Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Şubat 2012 Pazar
Çoluk Çocuk Milli Takımda! // Düzetlme Yazısı
Etiketler:
Düzeltme Metni,
Süper Lig,
Türk Futbolu,
Volkan Demirel
28 Kasım 2011 Pazartesi
Orduspor:0 - Miy:1 / Egolar & B Planı
''Bize her yer Mersin değil, çünkü hiçbir yer Mersin kadar güzel değil.''
Dün Avni Aker'de gerçekten müthiş bir maç izledik.Tabiri caizse kıran kırana bir maç oldu.Maçın hakemini kutlamak gerekli.Tempo düşmesin diye çok çaba sarf etti.Verdiği kararlarda, bana göre başarılıydı.Biz hep hakemlerin hatalarını konuşuruzda, başarılı olduklarını fazla görmeyiz.Bizim hakemlerimiz aslında Avrupa'da maç yönetseler daha başarılı olurlar.Çünkü ülkemizde ''malesef'' insanlara saygı olmadığı gibi, sahada da ''yalnız insanlar'' olan hakemlere saygısızlık had safhada.Her zaman dediğim gibi, ülkemizde hakemlerin hakkını arayacak bir sendika kurulmadığı taktirde, hakemlerimizin sonu pek hayırlı olmayacak gibi.
Dün Beşiktaş, kaleci hariç tam 8 savunmacı ile maça çıktı.Amaç belliydi.Carvahal Avrupa yorgunu rakibini önce durdurmak, ikinci yarıda da maçtan düştükleri anda vurmayı planlamıştı.Amacına da ulaştı.Kazananı her zaman tebrik etmişizdir.Şimdi Mersin maçıyla dünkü derbinin ne alakası var ona gelelim.Trabzonspor maç boyunca oyuna hükmetti ama son pozisyonu bir türlü bulamadı.Son iki sezondur oynadıkları şablon, dünkü maçta bir yerde iflas etti.Bilge insan Şenol Güneş, her zaman saygı duyduğum ve örnek aldığım spor adamlarındandır ama maalesef dünkü derbide iflas eden sistemine bir ''B Planı'' bulamadı.Tıpkı bizim 11 haftadır bulamadığımız gibi.
Derbide Beşiktaş, rakibinin en etkili silahı olan, Burak'ın topsuz alandaki direk koşularına, orta sahayı ve defansı kalabalık tutarak çare aradı ve nitekim de başarılı oldular.Burak'ın bulduğu tek pozisyon 88. dakikada geldi.Trabzon tüm maç boyunca. rakibini göbekten yarmak istedi ama başarılı olmadı.Topu kanatlar taşıdılar ama yapılan ortalara hava hakimiyeti olan bir santrforları olmadığı için golü bulamadılar.Zaten istatistiklerde de bu sezon Trabzon'unun hiç kafa golü atmadığını gösteriyor.İşte burda ''B Planı'' devreye giriyor.Takımlarımız sezon başında tek bir şablon üzerinde çalıştıkları için maç içerisinde farklı bir formata geçiş yapamıyorlar.Trabzonspor'unda Burak'sız çıktığı maçlarda epey zorlanması bir B planlarının olmadığına somut bir örnektir.
Mesela aynı sıkıntı Mersin İdman Yurdu'muzda da mevcut.Hemen her maçta Nobre'nin ayağına bakar olduk.Sezon başında Nurullah Sağlam'ın isteğiyle alınan Amoah, nedense kulübenin müdavimi oldu.Sağlam'a Amoah neden oynamıyor diye sorduğumuzda ise daha hazır olmadığını söylüyor.Hollanda Ligi'nde 4 maça çıkan Amoah, ligimizde 11 hafta geride kalmasına rağmen hala hazır değil!Sadece sıkıntımız Amoah'da değil.Nduka'nın ciddi bir düşüşü söz konusu.Burda saha içi sıkıntısından daha çok, saha çok saha dışı faktörler olduğunu düşünüyorum.Tabi bu sıkıntıların dışında birde hafta başında Fatih Şen ve Mehmet Polat takımdan gönderildi ve dar olan kadro iyice kısırlaştı.Biz yine Nurullah Hoca'mızın bir bildiği vardır diyelim ve konunun çok üzerine gitmeyelim.
Dünkü derbide gördük kü takımlarımız her oynadıkları her maçta tek formasyonla devam edecek gibi.Saha içindeki dizilişler değişiyor ama zihniyetler hep aynı.Biz bundan evvel, son üç sezondur Ordu'yu evinde yeniyorduk zaten.Dünde yendik.Hakem gol öncesi Orduspor'un faulünü vermedi bu çok doğru ama tek suçlu hakem mi?Sevgili Arif Erdem abimizin bunu yıllarca yapması ve Cluio'nunda kendini yere çok rahat bırakma huyu ister istemez hakemlerde de bir ön yargı bırakmakta.Peki aynı akşam oynanan Galatasaray-Sivas maçında Ayhan'ın son dakikalarda kişiliğine yakışmayacak şekilde kendini atması bundan sonra içinde bulunduğu pozisyonlarda hakemlerin iki kere düşünmesine sebep olmayacak mı?Nasıl ki saha içindeki mental düşünceler değişmiyorsa futbol ahlakımızda her geçen gün iflasa doğru ilerliyor.
Bakın sadece iki maçtan ne kadar çok tartışılacak malzeme çıkardım.Sadece iki lig maçı.Bunu biz bu hale getirdik.3 Temmuz'da temizlik operasyonuna başladık, bu haftada kurtulmak ve kurtarmak için tekrar yeni yasa tasarısını meclisten geçirdik.Birbirine tahammülü dahi olmayan insanlar, göz göze gelmekten korkan insanlar bir anda birlik oldu.Tek bir seferde yasayı hooooop geçirdiler meclisten.Evet takımlarımızın sahada bir B Planı yok ama ülkemiz siyasetçilerinin bir B Planı her zaman mevcut.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Beyefendiye yasayı onaylamaması için yazdığı mektuptan dolayı Sevgili Şamil Tayyar Beyefendiye bir teşekkürü borç bilirim.
Yalnızca Şamil Bey'e değil teşekkürümüz.Tam 800 km yol katedip takımını destekleyen Kırmızı Şeytanlar teşekkürün en büyüğünü hak ediyor.
Dünkü derbide gördük kü takımlarımız her oynadıkları her maçta tek formasyonla devam edecek gibi.Saha içindeki dizilişler değişiyor ama zihniyetler hep aynı.Biz bundan evvel, son üç sezondur Ordu'yu evinde yeniyorduk zaten.Dünde yendik.Hakem gol öncesi Orduspor'un faulünü vermedi bu çok doğru ama tek suçlu hakem mi?Sevgili Arif Erdem abimizin bunu yıllarca yapması ve Cluio'nunda kendini yere çok rahat bırakma huyu ister istemez hakemlerde de bir ön yargı bırakmakta.Peki aynı akşam oynanan Galatasaray-Sivas maçında Ayhan'ın son dakikalarda kişiliğine yakışmayacak şekilde kendini atması bundan sonra içinde bulunduğu pozisyonlarda hakemlerin iki kere düşünmesine sebep olmayacak mı?Nasıl ki saha içindeki mental düşünceler değişmiyorsa futbol ahlakımızda her geçen gün iflasa doğru ilerliyor.
Bakın sadece iki maçtan ne kadar çok tartışılacak malzeme çıkardım.Sadece iki lig maçı.Bunu biz bu hale getirdik.3 Temmuz'da temizlik operasyonuna başladık, bu haftada kurtulmak ve kurtarmak için tekrar yeni yasa tasarısını meclisten geçirdik.Birbirine tahammülü dahi olmayan insanlar, göz göze gelmekten korkan insanlar bir anda birlik oldu.Tek bir seferde yasayı hooooop geçirdiler meclisten.Evet takımlarımızın sahada bir B Planı yok ama ülkemiz siyasetçilerinin bir B Planı her zaman mevcut.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Beyefendiye yasayı onaylamaması için yazdığı mektuptan dolayı Sevgili Şamil Tayyar Beyefendiye bir teşekkürü borç bilirim.
Yalnızca Şamil Bey'e değil teşekkürümüz.Tam 800 km yol katedip takımını destekleyen Kırmızı Şeytanlar teşekkürün en büyüğünü hak ediyor.
Etiketler:
Beşiktaş,
Mersin İdman Yurdu,
Şike,
Trabzonspor,
Türk Futbolu
23 Kasım 2011 Çarşamba
Semih Kaya & Mamadou Sakho ve Genç Futbolcu Sendromumuz
Mamadou Sakho.13 Şubat 1990 doğumlu.Senegal asıllı Fransız.Psg'de oynuyor.Ayrıca takım kaptanı.21 yaşında ama 43 milyon euroluk Pastore'nin kaptanlığını yapıyor.Tam üç sezondur Milan başta olmak üzere bir çok Avrupa devi onu kadrosuna katmak için Fransız ekibinin kapısında bekliyor.Transfermarkt sitesindeki değeri; 16 milyon euro.
Semih Kaya.Öp öz Türk evladı.24 Şubat 1991 doğumlu.Galatasaray'da oynuyor.Sakho'dan sadece 1 yaş küçük.Onunda mevkisi stoper ama hiçbir Avrupa devi O'nu transfer etmek için çaba göstermiyor.Zaten Galatasaray'da da bu sezon toplam 3 maça çıktı.Sakatlık olmasa forma bulması çok zordu.Bir yerde mecburiyetten forma şansı buldu.Transfermarkt sitesindeki değeri 400 bin euro.
Mamadou Sakho ile Semih Kaya'nın bir çok benzerliği var.Onun için Sakho'yu Semih ile kıyasladım.Kıyaslama derken Sakho, Semih'ten iki gömlek daha üstün bir oyuncu ve kesinlikle tartışılmaz ama bu Semih'in suçu değil ki.Nihayetinde Sakho'da bir Messi değil elbet.Allah vergisi yetenekleri olan çok üst düzey bir futbolcuda değil.Zaten Allah vergisi bir yeteneği olsaydı savunma pozisyonunda değilde hücumda oynardı.
Mesela Sakho'da Semih gibi iki ağır sakatlık geçirdi.Tabii Sakho'nun sakatlıkları Semih'inki kadar ciddi olmasa da yinede ağır sakatlıklardı.Toplamda 5-6 ay futbol oynayamadı.Bir başka benzerlik ise Sakho'da Semih gibi Fransa Milli Takımı'nın bütün yaş kategorilerinde forma giydi.Tabi Sakho Fransa formasıyla bir çok turnuvada yer alırken Semih sadece elemelerde forma giyebildi.Sakho'da Semih gibi Psg formasını ilk kez 17 yaşında giydi ve bugüne dek bu formayı tam 100 kez terletti.Semih'te Galatasaray formasını ilk giydiğinde 17 yaşındaydı.
Sakho bu formayı giydiğinde Psg ligde zor günler yaşıyordu ve düşme potasındaydı.Ama Fransızlar yaşına değil yeteneğine güvenerek formayı gözü kapalı teslim ettiler.Galatasaray ne yaptı peki.Semih'i kazanabilecekleri bir maçta ona güvenip forma vermek yerine Harry Kewell'ı stoperde görevlendirdiler.Bu dahi de, gençlere forma vermesiyle ünlü olan Bülent Korkmaz'dı.Kendisine 18 yaşında bir Avrupa Kupası maçında gözü kapalı forma veren hocası Mustafa Denizli'ye ihanet edercesine Semih'e değilde Kewell'a güvendi.
Sakho'nun Psg formasıyla 2008'de Coupe de la Ligue ve 2010'da Coupe de France şampiyonluğu yaşadı.Tam 4 sezondur bu formayı giyiyor.Bu sebepten ötürüde O'nu takım kaptanlığına layık gördüler.Belki sezon sonunda başka bir Avrupa kulübüne gidecek.Ciddi bir bonservis bedeli ile...Evet biz hep kendimizi kandırıyoruz, 22 yaşına merdiven dayamış bir Semih'i, genç oyuncu oynatıyoruz diye övünüyoruz.Artık transfer yaşının 5 yaşına kadar indiği Avrupa kulüpleri 20'li yaşları tecrübeli sınıfına koyarken biz 27 yaşındaki Semih Şentürk'e hala genç Semih diyoruz.Kendimi çalıp kendimiz oynuyoruz.
Semih Kaya ve Mamadou Sakho.İkiside stoperde oynuyor ve ikiside belli yetenekleri olan oyuncular.Sakho'nun Semih'ten ''futbol literatüründe üstün olması'' sadece daha iyi işlenmesinden ötürüdür.Avrupa da 17-18 yaşlarındaki oyuncular senede ortalama 50-60 maça çıkarken bizim ligimizde 20 maça çıkamamalarından dolayı Sakho, Semih'ten öndedir.Lugano Türkiye'de banko oynarken Psg'de Sakho'nu arkasında yedek beklemesi, Fransızların futbola bakış açılarının bizden daha önde olmasından dolayıdır.Fransızlar, 20 yaş altındaki Hazard'ları, Sow'ları, Sakho'ları yetiştirip parlatırken biz 23 yaşındaki Mustafa Yumlu'yu genç oyuncu kabul ederiz.
Şimdi göz bebeğimiz dört büyüklere gelelim.Bakıyoruz kadrolarına altyapılarından çıkan oyuncu sayısı 5 etmiyor.Mustafa Yumlu ve Semih Kaya dışında altyapısından defans oyuncusu çıkaran takım yok.Hoş bu iki oyuncuda tesadüfler eseri forma giyiyor.Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor'un defanslarına bakıyoruz hep dışarıdan aldıkları oyuncular forma giyiyor.Altyapısıyla(!) ünlü olan Galatasaray bile bir Servet ve bir Gökhan Zan yetiştiremiyor.Bir Messi ya da Ronaldo değil, bir Maldini ya da Nesta değil,bir Servet, İbrahim Toraman, Gökhan Zan hatta bir Yobo bile yetiştiremiyorlar.O zaman niye bu tesisleri yapıyorlar ki.Boşa masraf.Zaten yurt dışında altyapısı sağlam ülkeler bizim için yetiştiriyorlar gerekli olanları.Biraz da Anadolu Kulüpleri parlatır satar.Tabi birde ikinci sınıf yabancıları unutmamak gerek.Tamam işte kadroyu kurduk sayılır.Dedim ya kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.
Romelu Lukaku 16 yaşında forma giyip takımında 25 gol atarak gol kralı olurken biz forvet yetiştiremiyoruz.Hakan Şükür olmasa uluslararası golcümüz yok.Lukaku 18 yaşında Chelsea'ya dünya paraya transfer olurken biz takımda oynatacak yerli forvet bulmakta zorluk çekiyoruz.Belçika nüfusu 10 milyon biz 70 milyonuz.Transferlere her sene 100 milyonlarca euro harcarken takımlarımızın genç oyuncu oynatma gibi bir zorunluluğunun olmadığı bir ligimiz var.Bundan dolayı hep aynı jenerasyonlarla bir kısır döngünün içinde yaşıyoruz.
Burda asıl olan Semih Kaya değil.Onu örneklememiz, sadece son zamanlarda parlayan bir futbolcu olması.Tıpkı zamanında Okan Koç gibi, Tarık Taşgün gibi, Cafercan Aksu gibi, tıpkı bir anda parlayıp sonra yok olup giden diğer yıldız adayı futbolcularımız gibi.Belki Semih'te parlayıp yıldızlaşacak Arda Turan gibi, Tuncay Şanlı gibi, Nihat kahveci gibi belkide bu performansını devam ettiremeyip yavaş yavaş kaybolup gidecek.Temennimiz Semih'in en iyi yerlere gelmesidir elbette fakat unutmamak gerekir ki bu ülkede nice Semihler forma beklemekte.
Nasıl ki Semih'in iki farklı takımla (Galatasaray ve Gaziantepspor) ilk çıktığı maç İ.B.B olması tesadüf ise bugün ismini bu kadar sık duymamızda tamamen tesadüftür.Biraz futbol izleyenler Semih'in hangi şartlarda buralara geldiğini çok iyi biliyorlar.Biz hatalarını gören ama bu hatalarını düzeltmeye uğraşmayan bir milletiz.İnşallah yeni hatamız Semih Kaya olmaz.İnşallah bu genç ve güzel insan Semih'te bir gün, hayranı olduğu ve forma numarasını taşıdığı John Terry ile yanyana oynama imkanına erişir.
Semih Kaya.Öp öz Türk evladı.24 Şubat 1991 doğumlu.Galatasaray'da oynuyor.Sakho'dan sadece 1 yaş küçük.Onunda mevkisi stoper ama hiçbir Avrupa devi O'nu transfer etmek için çaba göstermiyor.Zaten Galatasaray'da da bu sezon toplam 3 maça çıktı.Sakatlık olmasa forma bulması çok zordu.Bir yerde mecburiyetten forma şansı buldu.Transfermarkt sitesindeki değeri 400 bin euro.
Mamadou Sakho ile Semih Kaya'nın bir çok benzerliği var.Onun için Sakho'yu Semih ile kıyasladım.Kıyaslama derken Sakho, Semih'ten iki gömlek daha üstün bir oyuncu ve kesinlikle tartışılmaz ama bu Semih'in suçu değil ki.Nihayetinde Sakho'da bir Messi değil elbet.Allah vergisi yetenekleri olan çok üst düzey bir futbolcuda değil.Zaten Allah vergisi bir yeteneği olsaydı savunma pozisyonunda değilde hücumda oynardı.
Mesela Sakho'da Semih gibi iki ağır sakatlık geçirdi.Tabii Sakho'nun sakatlıkları Semih'inki kadar ciddi olmasa da yinede ağır sakatlıklardı.Toplamda 5-6 ay futbol oynayamadı.Bir başka benzerlik ise Sakho'da Semih gibi Fransa Milli Takımı'nın bütün yaş kategorilerinde forma giydi.Tabi Sakho Fransa formasıyla bir çok turnuvada yer alırken Semih sadece elemelerde forma giyebildi.Sakho'da Semih gibi Psg formasını ilk kez 17 yaşında giydi ve bugüne dek bu formayı tam 100 kez terletti.Semih'te Galatasaray formasını ilk giydiğinde 17 yaşındaydı.
Sakho bu formayı giydiğinde Psg ligde zor günler yaşıyordu ve düşme potasındaydı.Ama Fransızlar yaşına değil yeteneğine güvenerek formayı gözü kapalı teslim ettiler.Galatasaray ne yaptı peki.Semih'i kazanabilecekleri bir maçta ona güvenip forma vermek yerine Harry Kewell'ı stoperde görevlendirdiler.Bu dahi de, gençlere forma vermesiyle ünlü olan Bülent Korkmaz'dı.Kendisine 18 yaşında bir Avrupa Kupası maçında gözü kapalı forma veren hocası Mustafa Denizli'ye ihanet edercesine Semih'e değilde Kewell'a güvendi.
Sakho'nun Psg formasıyla 2008'de Coupe de la Ligue ve 2010'da Coupe de France şampiyonluğu yaşadı.Tam 4 sezondur bu formayı giyiyor.Bu sebepten ötürüde O'nu takım kaptanlığına layık gördüler.Belki sezon sonunda başka bir Avrupa kulübüne gidecek.Ciddi bir bonservis bedeli ile...Evet biz hep kendimizi kandırıyoruz, 22 yaşına merdiven dayamış bir Semih'i, genç oyuncu oynatıyoruz diye övünüyoruz.Artık transfer yaşının 5 yaşına kadar indiği Avrupa kulüpleri 20'li yaşları tecrübeli sınıfına koyarken biz 27 yaşındaki Semih Şentürk'e hala genç Semih diyoruz.Kendimi çalıp kendimiz oynuyoruz.
Semih Kaya ve Mamadou Sakho.İkiside stoperde oynuyor ve ikiside belli yetenekleri olan oyuncular.Sakho'nun Semih'ten ''futbol literatüründe üstün olması'' sadece daha iyi işlenmesinden ötürüdür.Avrupa da 17-18 yaşlarındaki oyuncular senede ortalama 50-60 maça çıkarken bizim ligimizde 20 maça çıkamamalarından dolayı Sakho, Semih'ten öndedir.Lugano Türkiye'de banko oynarken Psg'de Sakho'nu arkasında yedek beklemesi, Fransızların futbola bakış açılarının bizden daha önde olmasından dolayıdır.Fransızlar, 20 yaş altındaki Hazard'ları, Sow'ları, Sakho'ları yetiştirip parlatırken biz 23 yaşındaki Mustafa Yumlu'yu genç oyuncu kabul ederiz.
Şimdi göz bebeğimiz dört büyüklere gelelim.Bakıyoruz kadrolarına altyapılarından çıkan oyuncu sayısı 5 etmiyor.Mustafa Yumlu ve Semih Kaya dışında altyapısından defans oyuncusu çıkaran takım yok.Hoş bu iki oyuncuda tesadüfler eseri forma giyiyor.Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor'un defanslarına bakıyoruz hep dışarıdan aldıkları oyuncular forma giyiyor.Altyapısıyla(!) ünlü olan Galatasaray bile bir Servet ve bir Gökhan Zan yetiştiremiyor.Bir Messi ya da Ronaldo değil, bir Maldini ya da Nesta değil,bir Servet, İbrahim Toraman, Gökhan Zan hatta bir Yobo bile yetiştiremiyorlar.O zaman niye bu tesisleri yapıyorlar ki.Boşa masraf.Zaten yurt dışında altyapısı sağlam ülkeler bizim için yetiştiriyorlar gerekli olanları.Biraz da Anadolu Kulüpleri parlatır satar.Tabi birde ikinci sınıf yabancıları unutmamak gerek.Tamam işte kadroyu kurduk sayılır.Dedim ya kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.
Romelu Lukaku 16 yaşında forma giyip takımında 25 gol atarak gol kralı olurken biz forvet yetiştiremiyoruz.Hakan Şükür olmasa uluslararası golcümüz yok.Lukaku 18 yaşında Chelsea'ya dünya paraya transfer olurken biz takımda oynatacak yerli forvet bulmakta zorluk çekiyoruz.Belçika nüfusu 10 milyon biz 70 milyonuz.Transferlere her sene 100 milyonlarca euro harcarken takımlarımızın genç oyuncu oynatma gibi bir zorunluluğunun olmadığı bir ligimiz var.Bundan dolayı hep aynı jenerasyonlarla bir kısır döngünün içinde yaşıyoruz.
Burda asıl olan Semih Kaya değil.Onu örneklememiz, sadece son zamanlarda parlayan bir futbolcu olması.Tıpkı zamanında Okan Koç gibi, Tarık Taşgün gibi, Cafercan Aksu gibi, tıpkı bir anda parlayıp sonra yok olup giden diğer yıldız adayı futbolcularımız gibi.Belki Semih'te parlayıp yıldızlaşacak Arda Turan gibi, Tuncay Şanlı gibi, Nihat kahveci gibi belkide bu performansını devam ettiremeyip yavaş yavaş kaybolup gidecek.Temennimiz Semih'in en iyi yerlere gelmesidir elbette fakat unutmamak gerekir ki bu ülkede nice Semihler forma beklemekte.
Nasıl ki Semih'in iki farklı takımla (Galatasaray ve Gaziantepspor) ilk çıktığı maç İ.B.B olması tesadüf ise bugün ismini bu kadar sık duymamızda tamamen tesadüftür.Biraz futbol izleyenler Semih'in hangi şartlarda buralara geldiğini çok iyi biliyorlar.Biz hatalarını gören ama bu hatalarını düzeltmeye uğraşmayan bir milletiz.İnşallah yeni hatamız Semih Kaya olmaz.İnşallah bu genç ve güzel insan Semih'te bir gün, hayranı olduğu ve forma numarasını taşıdığı John Terry ile yanyana oynama imkanına erişir.
Etiketler:
Altyapı sorunumuz,
Semih Kaya,
Türk Futbolu
18 Kasım 2011 Cuma
Milli Takımımız & Abdullah Avcı / Maksimir Stadı'nın tesiri!
Maksimir Stadı tarihi bir stad ve sadece futbol oynanmadı orda.
Mesela Hırvatların bağımsızlık ateşini yakan tekme orda atıldı.
Mesela Hırvatların aykırı çocuğu Dpric eski playboy güzeli karısıyla İngiltere maçı öncesinde orda sevişti.
Peki bize bu stadın tesiri ne?Bana öyle geliyor ki bu stadı bizim bazı milli oyuncularımız asla unutmayacaklar.Kim mi?
Mesela Ömer Toprak...
İlk Milli maçına bu stadda çıktı.İlk defa oynadığı arkadaşlarıyla uyumu sayesinde harika bir performans gösterdi.Belki çok erken konuşuyoruz ama uzun zamandır aradığımız bir stopere sahip olmamamız çok yakındır.Gerçekten O'nu izlerken gurur duydum.Sadece Ömer'le değil, İsmail ile, Sinan ile...Bu stadda gösterdikleri performans ile belkide Ayyıldızlı formanın müdavimi olacaklardır.Şimdilik zamana bırakalım.
İlk Milli maçına bu stadda çıktı.İlk defa oynadığı arkadaşlarıyla uyumu sayesinde harika bir performans gösterdi.Belki çok erken konuşuyoruz ama uzun zamandır aradığımız bir stopere sahip olmamamız çok yakındır.Gerçekten O'nu izlerken gurur duydum.Sadece Ömer'le değil, İsmail ile, Sinan ile...Bu stadda gösterdikleri performans ile belkide Ayyıldızlı formanın müdavimi olacaklardır.Şimdilik zamana bırakalım.
Abdullah Avcı'yı istememe nedenimi daha önceki yazımda kısaca anlatmıştım.Saha dışı faktörler, sürekli karşısına çıkacak ve yıpranmaması gereken bir isim olan Avcı, belki de bir daha Türk Futboluna hizmet edemeyecekti.Ben O'nu hep İBB ile oynadığı güzel futbol ve U17 ile yakaladığı başarılarla hatırlamak istiyordum ama olmadı.Bu görevide kendisi istedi.Umarım hayırlısı olur her iki tarafada.
Şimdi artık düşüncelerimizi bir kenara bırakıp yeni bir heyecanın içerisindeyiz.Rövanş maçında Zagreb'te oyuncularımızın performansı gerçekten iyiydi.Tabi rakibimizinde ilk maçta yakaladığı skor avantajı, maça direk etki etti.Her şeye rağmen o maçtan sonra ümitlenmemek elde değil.Artık değişimde başladığına göre önümüze nasıl bakarız onu tartışmalıyız.
Şimdi balık baştan kokar dedik ve en baştan itibaren değişime başladık.Her ne olursa olsun Avcı'ya sürekli destek olmamız gerekiyor.Basına, medyaya, spor adamları ve yöneticilere büyük iş düşüyor.Avcı'yı av olarak görmemeliler, tercihlerine saygı duymalılar.Nihayetinde Abdullah Avcı'nın genç milli takımlarda belli bir kariyeri var ve oyuncu tercihleride bu yönde olacaktır.
Oyuncu havuzumuz çok geniş değil tartışmalarına katılmıyorum ama oyuncularımızın profesyonellik anlayışının Avrupalı meslektaşlarının gerisinde olduğu düşüncesinde hemfikirim.Bunun en bariz örneği, Hırvatlarla oynanan iki maçta gördüğümüz sarı kartlardır.Kim ne pahasına olursa olsun hem rakibine, hem takım arkadaşına hem de taraftarlara karşı saygılı olmak zorundadır.Kimse kendisini Milli Takım forması altındayken vazgeçilmez sanmamalı.Oynadığı kulübün başkanının ve yönetiminin desteğini arkasına alarak kabadayılık yapmamalı.
Şimdi artık geriye bakmayı bırakıp biraz da önümüze bakmalıyız.Gelecek milli takımımız nasıl olur diye bir beyin fırtınası yapalım istedim.Önce kalemizden başlayalım.Volkan Demirel bir kaleci için yaşının genç (29) olmasına rağmen yaşadığı ve yaşattığı sıkıntılardan dolayı milli formadan biraz olsun uzaklaştırılmalı.Arkasından çok yetenekli kalecilerimiz geliyor ki şu anda gerçekten çok formdalar.Tolga Zengin, Onur Recep Kıvrak, Sinan Bolat, Cenk Gönen, İlker Avcıbay, Özkan Karabulut gibi ligimizde de sürekli oynayan geniş bir kaleci havuzumuz mevcut.İçlerinden ben son zamanlarda gösterdiği performansla Tolga, Sinan ve İlker Avcıbay'ı çok beğeniyorum.Özellikle İlker Avcıbay bana göre devamlılığıyla bir şansı hak edenlerden.Kaleci konusunda artık İstanbul dışına çıkılmalı diye düşünüyorum.
Defans hattımızda stoperde de yeni yüzler görmek isteyenlerdenim.Sürekli sakatlıklarla boğuşan Gökhan Zan ve sürekli tartışılan bir Servet Çetin'de dinlendirilmeli.İbrahim Toraman hiç düşünülmemeli.Bu bölgede Ömer Toprak'ın bizi tercih etmesi büyük avantaj.Vizyonu ve oyun görüşü bakımından formayı ilk hak edenlerden.Yanında ''Serdar Aziz'' gibi mücadeleci ve devamlılığı iyi olan hava toplarında etkili bir isim harika olur.Egemen,Giray ve geriden gelen Semih Kaya, Serdar Kesimal, Aykut Demir, Ersan Gülüm'de bu mevkide diğer alternatifler olarak görülebilir.
Defans hattımızda beklerde ise çok alternatifler mevcut değil.Burda bir yenilenme zor görünmekte.Mevcut sağ beklerimiz Gökhan Gönül, Sabri, Serkan Balcı.Bu isimlere alternatif olarak belki G.Birliği'nden Mahmut Boz'u ekleyebiliriz.Sol bekte de aynı alternatifsizlik söz konusu.Mevcut isimler; Hakan Balta ve zaman zaman İsmail Köybaşı.Bu iki isime alternatif Çağlar Birinci, Hasan Ali Kaldırım ve Musa Nizam düşünülebilir.Bana göre Hakan Balta ve Çağlar bu bölgede ilk tercih olmamalı.Kayserili Hasan Ali geçen sezon 34 maçta 33 kez forma giydi.İsmail ve Hasan Ali bu bölgede ilk düşünülmesi gereken isimler olmalı.Buraya son isim ise Sivaslı Ziya olabilir ama çok zor bir ihtimal olur.
Orta saha ise alternatifi çok bol olan bölgemiz konumunda.Göbekte, Mehmet Topal, Selçuk İnan, Nuri Şahin, Tunay Torun, Necip Uysal, Alper Potuk, Yekta Kurtuluş, Yiğit İncedemir, Okay Yokuşlu gibi say say bitmez bir madenimiz var.Tabi hepsi işlenmiş ve hazır oyuncular değil ama işlendiği taktirde hepsi birer mücevher olacaklardır.Kanatlarda ise Gökhan Töre, Hamit Altıntop, Caner Erkin, Kazım Kazım, Olcan Adın, Arda Turan, Ömer Şişmanoğlu, Mehmet Ekici, Yiğit Gökoğlan gibi önemli isimler mevcut.Bu isimlerden Kazım ilk tercih olmamalı bana göre.İyi bir yedek olarak düşünülebilir.Hamit ise mental olarak bir çöküntü sürecine girmiş gibi.İyi bir rehabiliteden sonra düşünülmeli.Keza Arda'da yıldız statüsünü erken kazananlardan.Son zamanlarda ki davranışları biraz tepki çekti.Dikkati çekilmeli.
Forvet hattımızda da bolluk söz konusu ama varlık içinde yokluk mücadelesi veriyoruz.Hiddink dönemindeki aslındaki en büyük sorunumuz gol atamamaktı.Bunu Avcı ile acil çözmemiz gerekli.Bu bölgedeki isimlere gelecek olursak formayı en çok hakeden isim olan Burak yine ilk tercih olmalı.Mevlüt Erdinç takıma Fransız kalmamalı.Mevlüt hali hazırda en potansiyel sahibi isimlerden.Cenk Tosun'u yavaş yavaş takıma hazırlamalı.Formsuzluğu var ama kalitesi ve kumaşı ortada olan bir isim.Diğer alternatifler ise Umut Bulut, Sercan Yıldırım, Semih Şentürk, Mustafa Pektemek, Hurşut Meriç gibi düşünülebilir.Bu isimlere de sabırla beklenen süreler verilmeli.
Genel olarak bakıldığında eski ve yeni isimler olarak bu oyuncularımızı sayabiliriz.Tabi burda benim gözden kaçırdığım isimler olabilir.Bana göre milli takım havuzundaki oyuncu sayısı 40 ile sınırlandırılmalı.Zaten çok sık oynamadıkları için tam takım olamamanın verdiği sıkıntılar mevcut.Birde bu sıkıntıya sürekli değişen isimleri eklersek asla takım olamayız.İyisiyle kötüsüyle Hiddink dönemi bitti ve artık önümüze bakmalıyız.Eskiden şikayet ettiğimiz bir konu olan, oyuncularımızın takımlarında oynamadığı sıkıntısıda artık geride kalmış gibi.Mevcut genç oyuncularımız takımlarında sürekli oynayan isimler.Yani bahanelerden biri gitmiş durumda.
Ayrıca Hiddink döneminde ki bir önemli kazancımız ise takım savunması olgusu.Bunun temelini Hollandalı bize azda olsa öğretti.İlerleyen dönemlerde bunun meyvesini yiyeceğimizi düşünüyorum.Avrupadaki gurbetçilerimizde ise önemli atılımlar yaparak kendi safımıza çekmiş durumdayız ki buda bir başka olumlu gelişme.Burda ne kadar eleştirsek te Hiddink'in hakkını vermeliyiz.Şimdi sıkıntılarımızı bir kenara bırakıp yeni oluşuma destek vermeliyiz.Tabi bu oluşumun hayalini sadece biz kurmuyoruz.Eminim ki Abdullah Avcı'da bir değişimi düşünüyordur.Zaten onun için bu göreve getirildi.Umarım bu uğurda ''AV'' olmazda soyadı gibi ''AVCI'' bir takım yaratır.Şimdiden sonsuz başarılar temennisi ile...
Orta saha ise alternatifi çok bol olan bölgemiz konumunda.Göbekte, Mehmet Topal, Selçuk İnan, Nuri Şahin, Tunay Torun, Necip Uysal, Alper Potuk, Yekta Kurtuluş, Yiğit İncedemir, Okay Yokuşlu gibi say say bitmez bir madenimiz var.Tabi hepsi işlenmiş ve hazır oyuncular değil ama işlendiği taktirde hepsi birer mücevher olacaklardır.Kanatlarda ise Gökhan Töre, Hamit Altıntop, Caner Erkin, Kazım Kazım, Olcan Adın, Arda Turan, Ömer Şişmanoğlu, Mehmet Ekici, Yiğit Gökoğlan gibi önemli isimler mevcut.Bu isimlerden Kazım ilk tercih olmamalı bana göre.İyi bir yedek olarak düşünülebilir.Hamit ise mental olarak bir çöküntü sürecine girmiş gibi.İyi bir rehabiliteden sonra düşünülmeli.Keza Arda'da yıldız statüsünü erken kazananlardan.Son zamanlarda ki davranışları biraz tepki çekti.Dikkati çekilmeli.
Forvet hattımızda da bolluk söz konusu ama varlık içinde yokluk mücadelesi veriyoruz.Hiddink dönemindeki aslındaki en büyük sorunumuz gol atamamaktı.Bunu Avcı ile acil çözmemiz gerekli.Bu bölgedeki isimlere gelecek olursak formayı en çok hakeden isim olan Burak yine ilk tercih olmalı.Mevlüt Erdinç takıma Fransız kalmamalı.Mevlüt hali hazırda en potansiyel sahibi isimlerden.Cenk Tosun'u yavaş yavaş takıma hazırlamalı.Formsuzluğu var ama kalitesi ve kumaşı ortada olan bir isim.Diğer alternatifler ise Umut Bulut, Sercan Yıldırım, Semih Şentürk, Mustafa Pektemek, Hurşut Meriç gibi düşünülebilir.Bu isimlere de sabırla beklenen süreler verilmeli.
Genel olarak bakıldığında eski ve yeni isimler olarak bu oyuncularımızı sayabiliriz.Tabi burda benim gözden kaçırdığım isimler olabilir.Bana göre milli takım havuzundaki oyuncu sayısı 40 ile sınırlandırılmalı.Zaten çok sık oynamadıkları için tam takım olamamanın verdiği sıkıntılar mevcut.Birde bu sıkıntıya sürekli değişen isimleri eklersek asla takım olamayız.İyisiyle kötüsüyle Hiddink dönemi bitti ve artık önümüze bakmalıyız.Eskiden şikayet ettiğimiz bir konu olan, oyuncularımızın takımlarında oynamadığı sıkıntısıda artık geride kalmış gibi.Mevcut genç oyuncularımız takımlarında sürekli oynayan isimler.Yani bahanelerden biri gitmiş durumda.
Ayrıca Hiddink döneminde ki bir önemli kazancımız ise takım savunması olgusu.Bunun temelini Hollandalı bize azda olsa öğretti.İlerleyen dönemlerde bunun meyvesini yiyeceğimizi düşünüyorum.Avrupadaki gurbetçilerimizde ise önemli atılımlar yaparak kendi safımıza çekmiş durumdayız ki buda bir başka olumlu gelişme.Burda ne kadar eleştirsek te Hiddink'in hakkını vermeliyiz.Şimdi sıkıntılarımızı bir kenara bırakıp yeni oluşuma destek vermeliyiz.Tabi bu oluşumun hayalini sadece biz kurmuyoruz.Eminim ki Abdullah Avcı'da bir değişimi düşünüyordur.Zaten onun için bu göreve getirildi.Umarım bu uğurda ''AV'' olmazda soyadı gibi ''AVCI'' bir takım yaratır.Şimdiden sonsuz başarılar temennisi ile...
Etiketler:
Türk Futbolu,
Türkiye Milli Takımı
12 Kasım 2011 Cumartesi
Hırvatistan olamadık bari Yugoslavya olmayalım!
Yugoslavlar tarihleri boyunca başarılar elde eden bir milli takıma sahiplerdi.Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı dönemleri haricinde ''şerefli mağlubiyetleri'' pek olmadı.Her dönem yıldız oyuncuları vardı.Kulüp takımları düzeyinde de her dönem Avrupa Kupalarında söz sahibi oldular.1986 Meksika Dünya Kupası'na katılamayınca onlarda yeni bir yapılanmaya gittiler.
1987 Yılı Şili U20 Dünya Gençler Şampiyonasında, yakaladıkları jenerasyonla şampiyon oldular.Bu jenerasyonda kimler yoktu ki.''Davor Suker, Zvonimir Boban, Dragoljub Brnovic, Predrag Mijatovic, Robert Prosinecki, Robert Jarni...Daha sonra hemen hepsi Avrupalı dev kulüplerde forma giydiler.Buldukları bu yeni maden sayesinde geleceğe umutla bakıyorlardı.1988 Avrupa Şampiyonasını da es geçince 1990 İtalya Dünya Kupası'nın önemi bir hayli artmıştı.
1990 İtalya'ya katıldılar.Elemelerde hiç yenilmeden grup birinciliğiyle bileti kaptılar.İyi bir futbolla geldikleri çeyrek finalde penaltılarla Maradonalı Arjantin'e elendiler.Arjantinli kaleci Goygoechea hayranlığım o maçta başlamıştı aslında.Mahalle maçlarında hep bu ismi kullanırdım.Çocukluk işte.1992 Avrupa Şampiyonası biletinide zorlanmadan aldılar.Fakat Hırvatların 1991'de bağımsızlıklarını ilan etmesiyle de dağılma süreçleride başlamış oldu.Girdikleri iç savaş nedeniyle turnuvadan men edildiler.Son maçlarıda 25 Mart 1992 Yılında Amsterdam'daki Hollanda maçı oldu.
Tarih boyunca aralarında rekabet ve savaş eksik olmayan toplumlardan oluşan Yugoslavya'dan sonrasında 7 farklı milli takım ortaya çıktı.Bunlardan biride Hırvatistan'dı.1991'de kazandıkları bağımsızlıkları sonrasında 2 turnuva hariç hepsine katıldılar.Yugoslavya ekolünün devamı olarak görüldüler ama ben bu fikirde asla olmadım.Çünkü Yugoslavlar bireysel futbola yani birey futboluna daha yatkın isimlerden oluşuyordu ve maç sonuçlarını genelde yıldız oyuncuların performansı belirliyordu.Kim bilir belkide o zaman ki futbol anlayışı bunu gerektiriyordu.
Hırvatistan'da her dönem yıldız oyuncular sahipti ama Yugoslavya Milli Takımı'na göre daha fazla takım oyunu anlayışını benimsediler.Çok fazla koşmayan ve mücadele etmeyen bir Davor Suker asla takım için sorun olmadı.Onun açığını kapatacak bir takım oyuncusu her zaman mevcuttu.Bizim malum spor medyasının beğenmediği ama Chelsea'nın almak için Tottenham'ın kapısında yattığı Modric, asla kendini dev aynasında görmedi.Her maçta arkadaşlarından daha fazla koştu mücadele etti.Tıpkı dünkü bizim maçta olduğu gibi.
Temmuz 2005'te yaptıkları nüfus sayımına göre tahmini 4.551.000 vatandaşa sahipler.2001 Yılındaki resmi rakama göre nüfusları ise 4,437,460 idi.Peki bu kadar az bir nüfusa sahipken nasıl oluyorda bu kadar yetenekli ve başarılı oyuncu yetiştirebiliyorlar.Bizim 70 küsur milyondan yapamadığımızı onlar nasıl başarıyorlar.Neden bizim yetiştiğimiz oyuncularımız için Avrupalı dev kulüpler takımlarımıza yüksek bonservis ödemiyorlar.Düşünsenize bizim birde Almanya başta olmak üzere Avrupa Ülkelerinin yetiştirdiği gurbetçi havuzumuz var.Onların ise organizasyon başarıları var.Tıpkı eski Gs Teknik Direktörü Rijikard'ın dediği gibi; Bizde her şey var ama tam değil.
O zaman ki Tam Saha Dergisi röportajında Rijikaard'ın bir cümleside, ''Bir anda herkesi defansta, sonra bir anda herkesi hücumda görebiliyorsunuz. Bu biraz dağınıklık yaratıyor. Takım oyununda asıl olan dengeli olabilmektir'' idi.Biz organize olamayan yani takım olamayan dengesiz bir ekibiz.Tıpkı Yugoslavya gibi bireysel performansa endeksliyiz.Yugoslavya'nın bir parçası olan Hırvatistan değiliz.O kadar dengesiz bir takımız ki dün maçta rakip teknik adam Bilic, attıkları 3 golde toplam 15 saniye sevindi.Her golden sonra oyuncularına sakin olun, kontrolü elden bırakmayın gibi davranışlarda bulundu.
Asıl ilginç olanı ise maç sonu verdiği demeçte idi.Adam hala olayın şokunu atlatamamış.3-0 gibi deplasmanda net bir skor aldıkları halde hala işimiz bitmedi diyor ve temkinli yaklaşıyor.Bilic'in korkusu, biz çok iyi bir takım olduğumuz için değil, dengesiz bir takım olduğumuz için.Ne yapacağı belli olmayan bir takım hüviyetinde olduğumuz için.En acısı ise takım olamadığımız için.Onlar takım ruhuyla hareket ediyor ama biz savruk ve bireysel oyuncuların coşkusuna bağlı performansıyla.
Rijikaard'ın bir başka cümlesinde dediği gibi ''Aslında her şeyden biraz var Türk futbolunda. Ama hiçbir şey tam yok.''İşte bu nokta da çok detaylı durmamız gerekli.Eğer ki gerekli tedbirleri almazsak organizasyon olamama sorunumuzu çözmezsek asla bir Hırvatistan olamayız Yugoslavya Milli Takımı gibi bireysel performansa bağlı kalırız.Belki Yugoslavya döneminde bu futbol anlayışı kabul görebilir fakat günümüz futbolu bunu kabul etmez.Bizde her turnuva elemeleri öncesi aynı şeyleri tartışır dururuz...
1987 Yılı Şili U20 Dünya Gençler Şampiyonasında, yakaladıkları jenerasyonla şampiyon oldular.Bu jenerasyonda kimler yoktu ki.''Davor Suker, Zvonimir Boban, Dragoljub Brnovic, Predrag Mijatovic, Robert Prosinecki, Robert Jarni...Daha sonra hemen hepsi Avrupalı dev kulüplerde forma giydiler.Buldukları bu yeni maden sayesinde geleceğe umutla bakıyorlardı.1988 Avrupa Şampiyonasını da es geçince 1990 İtalya Dünya Kupası'nın önemi bir hayli artmıştı.
1990 İtalya'ya katıldılar.Elemelerde hiç yenilmeden grup birinciliğiyle bileti kaptılar.İyi bir futbolla geldikleri çeyrek finalde penaltılarla Maradonalı Arjantin'e elendiler.Arjantinli kaleci Goygoechea hayranlığım o maçta başlamıştı aslında.Mahalle maçlarında hep bu ismi kullanırdım.Çocukluk işte.1992 Avrupa Şampiyonası biletinide zorlanmadan aldılar.Fakat Hırvatların 1991'de bağımsızlıklarını ilan etmesiyle de dağılma süreçleride başlamış oldu.Girdikleri iç savaş nedeniyle turnuvadan men edildiler.Son maçlarıda 25 Mart 1992 Yılında Amsterdam'daki Hollanda maçı oldu.
Tarih boyunca aralarında rekabet ve savaş eksik olmayan toplumlardan oluşan Yugoslavya'dan sonrasında 7 farklı milli takım ortaya çıktı.Bunlardan biride Hırvatistan'dı.1991'de kazandıkları bağımsızlıkları sonrasında 2 turnuva hariç hepsine katıldılar.Yugoslavya ekolünün devamı olarak görüldüler ama ben bu fikirde asla olmadım.Çünkü Yugoslavlar bireysel futbola yani birey futboluna daha yatkın isimlerden oluşuyordu ve maç sonuçlarını genelde yıldız oyuncuların performansı belirliyordu.Kim bilir belkide o zaman ki futbol anlayışı bunu gerektiriyordu.
Hırvatistan'da her dönem yıldız oyuncular sahipti ama Yugoslavya Milli Takımı'na göre daha fazla takım oyunu anlayışını benimsediler.Çok fazla koşmayan ve mücadele etmeyen bir Davor Suker asla takım için sorun olmadı.Onun açığını kapatacak bir takım oyuncusu her zaman mevcuttu.Bizim malum spor medyasının beğenmediği ama Chelsea'nın almak için Tottenham'ın kapısında yattığı Modric, asla kendini dev aynasında görmedi.Her maçta arkadaşlarından daha fazla koştu mücadele etti.Tıpkı dünkü bizim maçta olduğu gibi.
Temmuz 2005'te yaptıkları nüfus sayımına göre tahmini 4.551.000 vatandaşa sahipler.2001 Yılındaki resmi rakama göre nüfusları ise 4,437,460 idi.Peki bu kadar az bir nüfusa sahipken nasıl oluyorda bu kadar yetenekli ve başarılı oyuncu yetiştirebiliyorlar.Bizim 70 küsur milyondan yapamadığımızı onlar nasıl başarıyorlar.Neden bizim yetiştiğimiz oyuncularımız için Avrupalı dev kulüpler takımlarımıza yüksek bonservis ödemiyorlar.Düşünsenize bizim birde Almanya başta olmak üzere Avrupa Ülkelerinin yetiştirdiği gurbetçi havuzumuz var.Onların ise organizasyon başarıları var.Tıpkı eski Gs Teknik Direktörü Rijikard'ın dediği gibi; Bizde her şey var ama tam değil.
O zaman ki Tam Saha Dergisi röportajında Rijikaard'ın bir cümleside, ''Bir anda herkesi defansta, sonra bir anda herkesi hücumda görebiliyorsunuz. Bu biraz dağınıklık yaratıyor. Takım oyununda asıl olan dengeli olabilmektir'' idi.Biz organize olamayan yani takım olamayan dengesiz bir ekibiz.Tıpkı Yugoslavya gibi bireysel performansa endeksliyiz.Yugoslavya'nın bir parçası olan Hırvatistan değiliz.O kadar dengesiz bir takımız ki dün maçta rakip teknik adam Bilic, attıkları 3 golde toplam 15 saniye sevindi.Her golden sonra oyuncularına sakin olun, kontrolü elden bırakmayın gibi davranışlarda bulundu.
Asıl ilginç olanı ise maç sonu verdiği demeçte idi.Adam hala olayın şokunu atlatamamış.3-0 gibi deplasmanda net bir skor aldıkları halde hala işimiz bitmedi diyor ve temkinli yaklaşıyor.Bilic'in korkusu, biz çok iyi bir takım olduğumuz için değil, dengesiz bir takım olduğumuz için.Ne yapacağı belli olmayan bir takım hüviyetinde olduğumuz için.En acısı ise takım olamadığımız için.Onlar takım ruhuyla hareket ediyor ama biz savruk ve bireysel oyuncuların coşkusuna bağlı performansıyla.
Rijikaard'ın bir başka cümlesinde dediği gibi ''Aslında her şeyden biraz var Türk futbolunda. Ama hiçbir şey tam yok.''İşte bu nokta da çok detaylı durmamız gerekli.Eğer ki gerekli tedbirleri almazsak organizasyon olamama sorunumuzu çözmezsek asla bir Hırvatistan olamayız Yugoslavya Milli Takımı gibi bireysel performansa bağlı kalırız.Belki Yugoslavya döneminde bu futbol anlayışı kabul görebilir fakat günümüz futbolu bunu kabul etmez.Bizde her turnuva elemeleri öncesi aynı şeyleri tartışır dururuz...
Etiketler:
Luka Modric,
Türk Futbolu,
Yugoslavya
1 Ağustos 2011 Pazartesi
İbrahim Toraman ve Türk Futbolunun Sorunu
İbrahim Toraman.20 Kasım 1981 Sivas doğumlu oyuncu, futbola Sivas DSİ sporda forvet olarak başlamış daha sonra defansif özellikleri ağır basmış ve savunma oyuncusu olmuş.Amatör olarak çıktığı maçlarda Gaziantepspor'un dikkatini çekmiş ve tüm altyapı takımlarında 7 sezon geçirdikten sonra Fenerbahçe'ye imza atmak üzereyken son anda Beşiktaş ile sözleşme imzalamıştır.
Kendimizi geliştiremiyoruz.Yeni oyuncu yetiştiremiyoruz. Hep tartışıyoruz bu sorunumuzu, medyada ve hemen hemen her platformda.Hala çözebilmiş değiliz.Hala Almanya'nın bizim için yetiştirdiği futbolcularla kadromuzu kuruyoruz.Süper lig takımlarının neredeyse tamamında gurbetçi oyuncuların çokluğu gözümüze batıyor.28 yaşındaki Semih'e hala genç golcü diyoruz.Kendi ülke sınırlarımızda doğup yetişen ve Avrupalı dev kulüplerin herhangi birinde oynayan kaç oyuncumuz var acaba? Japonya Ligi bu sezon Almanya Bundesliga'ya 9 oyuncusunu gönderdi.Türkiye'den ise sadece Umut Bulut(Fransa takımı Touluse'a).O da eminim gelecek sezon tekrar dönecektir ligimize.Yetenek olarak hiçbir ülke futbolcusunun gerisinde değiliz.Hatta bazılarının önündeyiz.Fakat yetiştirme ve pazarlama sorunumuz var.Profesyonellik anlayışımız yok.Oyuncularımızın hemen hepsinde bir üç büyükler sevdası...Nuri Şahin 4 dil bilmesine rağmen İspanyolca kursuna gidiyor.Beğenmediğimiz Arap kökenli oyuncular şakır şakır ingilizce ve fransızca konuşuyor.Avrupa ya transferi gündemde olan Arda'nın kaç dil bildiğini ya da öğrenmeye çalıştığı hakkında hiç bir yazı okumadım.İşte burda da vizyon sorunumuz ortaya çıkıyor.Kulüplerimiz kalitesiz yabancılara dünyanın parasını ödüyor.Her sene takımlarımız ortalama en az 10 oyuncu transfer ediyor.Ya tutarsa mantığı ile takım yöneten teknik adamlara sahibiz.(Bakınız Ziya Doğan.Geçen sezon devre arasında neden bu kadar çok oyuncu alıyorsunuz sorusuna verdiği cevap:Tutarmı diye düşünerek transfer yaptık, ama olmadı.)Nasrettin Hoca hesabı.Çok transfer yaparak ve kötü yabancı oyuncu alarak Türk oyuncuların önünü kestik onların yetişmesini engelledik ve bugün iç piyasada futbolcu bulmak çok zor ve pahalı oldu.Türk futbolcusu da burda suçludur.Hasan Kabze bu konuda iyi bir örnek teşkil ediyor.Kendisi Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra kolay olanı (Türkiye'de kalmak) tercih etmedi ve Rusya'da kendisine iyi bir kariyer yaptı.Şuanda Fransa da oynamakta.Keşke Semih'te zor olanı seçseydi ve Deportivo ile anlaştığı üzere gidip İspanya 2.Liginde oynasaydı.Fakat o burda yedek kulübesinde oturacağını bile bile kalmayı tercih etti.Belkide 2.ligde oynayınca klasının düşeceğini düşündü.Bilemeyiz...
Son olarak sorunlarımız çok hala bir oturmuş sistemimiz yok.Bu sistemsizlik içinde yinede milli takımlar düzeyinde önemli başarılarımız var buda ayrı bir yazı konusu.Burda amacımız İbrahim Toraman'ı eleştirmek değil zaten haddimizde düşmez.Tipik bir Türk futbolcusu örneği adına İbrahim Toraman'ı yazdık.Kendisine saygılarımızı sunuyoruz.
Asıl mevkisi stoper ama zaman zaman sağ bek ve ön liberoda oynayabiliyor.Kesici özellikleri iyi ama topu oyuna sokması ve sezgileri kötü.Kademe anlayışı yok denecek kadar az.Özverili ve takımı adına her şeyini ortaya koyan savaşçı tipik bir Türk futbolcusu.Fatih Terim O'nu ikinci milli takım serüveninde bir kaç maç haricinde kadroya çağırmadı.Bazı spekülasyonlar duyduk, medyadan okuduk falan filan.Peki neden kimse Toraman'ın futboluna bakıp ta seçilmedi diye yorumlamadı.Sayın Hiddink'te kendisini kadroya çağırmadı.Nedeni ise; bana göre, İbrahim Toraman'ın ortalama bir oyuncu olmasıdır.Yazının başında da söyledim birkaç farklı mevkide oynayabiliyor fakat hiçbirinde tam değil.İşte bizim sorunumuz da burada başlıyor.Frank Rijkard'ın dediği gibi ''sizde her şey var ama tam değil.''İbrahim Toraman ve bir çok oyuncumuzun sorunu bu her şeyden az var ama tam değil...
Son olarak sorunlarımız çok hala bir oturmuş sistemimiz yok.Bu sistemsizlik içinde yinede milli takımlar düzeyinde önemli başarılarımız var buda ayrı bir yazı konusu.Burda amacımız İbrahim Toraman'ı eleştirmek değil zaten haddimizde düşmez.Tipik bir Türk futbolcusu örneği adına İbrahim Toraman'ı yazdık.Kendisine saygılarımızı sunuyoruz.
Etiketler:
Altyapı sorunumuz,
İbrahim Toraman,
Türk Futbolu
7 Ocak 2011 Cuma
Mersin İdman Yurdu Porto Olur Mu?
Porto son senelerde adını sıkça duyduğumuz Portekiz'in ünlü futbol takımı.Porto şehride tıpkı Mersinimiz gibi bir liman şehridir.Akdeniz iklimi hakimdir.İnsanları Akdeniz insanlarıdır.Fiziksel olarakta duygusal olarakta bizlere çok benzerler.Şehir olarak geliştikleri gibi futbol olarakta çok ilerdeler.Peki Mersin İdman Yurdu'muzda çok benzediği, ''Porto'' futbol takımı gibi olabilir mi?Hayal gibi görünüyor aslında ama Porto takımına baktığımızda başarılarını doğru yapılanma ve doğru transferler sayesinde başarmış.Öyle ekstra milyarder başkanlarıda yok yani.Ucuz ve kaliteli futbolcuları keşfetmiş ve bu futbolcuları zengin müşterilerine çok güzel pazarlamış.Tabii bu esnada bu oyunculardan da maksimum verim almayı ihmal etmemiş.
Şimdi Mersinimiz de, şehir olarakta sosyal hayat olarakta her futbolcunun gelip oynayacağı bir şehir.Şuan da takımımızın başında Nurullah Sağlam var.Yabancı futbolcu konusunda gerçekten uzmanlaşmış ve iyi bir tecrübeye sahip bir isim.Yönetimlede gayet uyumlu bir çalışma sistemleri var.Bildiğim kadarıyla scoting ağıda epey geniş.Şu anda 800 kadar oyuncunun databasesine sahip.Yani helva yapmak için malzeme aşağı yukarı mevcut.Geriye kalan ise,önce kurumsallaşma, sonra tesisleşme ve daha sonrada eğitim!Şu andaki mevcut yönetimde bir futbolcu izleme komitesi olduğunu düşünmüyorum.En azında görüştüğüm yetkililerden edindiğim bilgi bu yönde.Endüstriyel futbolda scoting çok önemli bir konudur ve bu sadece teknik adamın insifiyetine bırakılmamalıdır.Futbolcu izleme konusunda profesyonel bir ekip kurulmalı ve bu ekip son derece eğitimli olmalıdır.(Bu konuda Porto, Arsenal, Ajax, Udinese v.s örnek alınabilir)Profesyonel bir çalışma ile eken yaşta keşfettiğimiz yetenekleri önce eğitmeliyiz.Yabancı futbolculara, Türk adet ve geleneklerini, yaşam standartlarımızı göstermeliyiz.Ve en önemli konu olan, yakaladığımız yetenekli Türk futbolcularımıza yabancı dil eğitimini kesinlikle vermeliyiz.Tabi bu şartları yerine getirirken en önemli konu olan ''Sabır'' ki buna çok ihtiyacımız olduğunu unutmamalıyız.
Barcalı Xavi La Masia'ya katıldığında henüz 11 yaşındaymış.Xavi'den bir kaç kuşak küçük olan İnista'nın katılım yaşı ise sadece 5. Avrupa'da su anda altyapıda eğitim bu yaşlara kadar indi.Eğitim ve geliştirmeye 5-6 yaşlarında başlamak gerekli.Şu anda Türkiye'de futbol oynama yaşı 11'lerde.Tabi elimizde çok zengin bir genç nüfus var ama değerlendirme konusunda har vurup harman savuruyoruz.Sonrada Almanya başta olmak üzere Avrupalı oyuncu arayışına giriyoruz.Elimizin altında ki madeni işlemek yerine hazıra konuyoruz.Tabi bu hazıra konmak genlerimize o kadar işlemiş ki yetiştirmek yerine kolay olanı seçiyoruz.Bugün, Belçika ve Fransa başta olmak üzere bir çok Avrupa Ülkesi Afrika pazarına yönelmiş durumda.Lakin bizim ligimizde 4 büyükler başta olmak üzere hiç bir takımımızın Afrika'da bir izleme komitesi olduğunu düşünmüyorum.Zamanında İlhan Cavcav ekmeğini çok yemişti Afrikalı oyuncuların ama oda bu ara pek ilgilenmez olmuş.Aslında Muhsin Ertuğral gibi yıllardır Afrika'da yaşamını sürdüren bir değerimiz var ama hiç bir yetkilinin transfer sezonunda onunla görüştüğünü ve oyuncu sorduğunu görmedik, rastlamadık.Şimdi Ajax, Hollanda'dan gelip bu ülkede futbol takımı kuruyor ama biz gözümüzün önündeki değerlerimize bile önem vermiyoruz ki, ne işimiz olsun uzaklarda futbolcu aramakla.
2002 Kore-Japonya Dünya Kupası 'nınn ardından Guus Hiddink Psv'nin başına geçtiğinde J.Sung Park'ı yanında götürmüştü.Porto şu anda 100 milyon euro istediği Hulk'u Japonya Ligi'nden sadece 5 milyon dolara almıştı.Uzak doğuda uzun zaman görev alan Şenol Hocamız acaba oralarda hiç yetenekli futbolcu görmedi mi? Geçen sezon Avrupa'ya transfer olan Japon oyuncu sayısı 10.Avrupalı yetkililer acaba laf olsun diyemi bu oyuncuları transfer ediyorlar.Borissia Dortmund, Kagawa'yı Japonya ikinci liginden aldı.Ödediği bonservis bedeli sadece 300 bin euro.Ve o oyuncu geçen sezonki şampiyonlukta pay sahiplerinden.Globalleşen dünyada futbol giderek büyüyen bir ekonomi.Artık ülkeler savaşlarını yeşil sahalarda yapıyorlar.Bugün dünyanın en zengin kulüpleri uzak diyarlarda futbolcu arıyorlar.Ucuza mal etmenin yollarını arıyorlar.Peki ya biz? Yıllardır Brezilyadan hazır futbolcu alan Fenerbahçe yetkilileri, neden çok para verip alacaklarına, o ülkede bir izleme komitesi kurmazlar.Barcelona, Messi'yi 11 yaşında keşfederken, biz hala neden 30'unu aşmış ve doymuş futbolculara milyonlarla euro veririz?
Takımımız şu anda Süper ligde ama ne yönetimsel olarak ne de kurumsal olarak hala tam olarak bu arenaya hazır değiliz.Halen mevcut bir tesisimiz yok.Daha düne kadar harabeleşmiş bir stadda ve çok kötü bir zeminde mücadele veriyorduk.Biraz bakım ve onarım ve Nurullah Sağlam'ın çabalarıyla stad zemini düzelttik.Stadın çehresini bir nebze olsun güzelleştirdik.Fakat hala kiralık tesislerde idman yapıyoruz.Kulübümüze ait bir tesisimiz yok.Altyapısız bir takım ile nereye kadar mücadele verebiliriz ki?Bu sorunları şu aşamada hemen çözmek sanırım hayalcilik olur.Arazisi Toroslar Belediyesi Hamit Tuna tarafından temin edilen ve tapusu kulübe verilen alanda hızlı bir şekilde tesislerimizi yapmalıyız.Bu yapacağımız tesise ise acilen bir futbol akademisi kurmalıyız.Genç yetenekli ucuz ve yetiştirebileceğimiz futbolcu adayı arkadaşlarımızı hem eğiterek hemde öğreterek futbolumuza kazandırmalı, daha sonra bu oyunculardan ekonomik gelir elde etmeliyiz.Planlı ve programlı bir sistemle hem sportif başarı hemde finansal başarı elde edebiliriz.Şehrimizde genç nüfus bir hayli fazla.Bunlara ilaveten, Afrika ve Güney Amerika pazarında bize uygun bir çok futbolcu adayı bulabiliriz.Porto, Ajax bunları yaparken biz neden başarılı olmayalım ki? Önümüzdeki senelerde Uefa'nın uygulamaya koyacağı mali disiplinide düşününce geç olmadan bu konulara daha fazla ehemmiyet vermeliyiz.Zira her geçen gün ekonomik anlamda dar boğaza düşen kulübümüzün başka bir çıkış yolu bulması birazda mucizelere kalacak gibi.
Barcalı Xavi La Masia'ya katıldığında henüz 11 yaşındaymış.Xavi'den bir kaç kuşak küçük olan İnista'nın katılım yaşı ise sadece 5. Avrupa'da su anda altyapıda eğitim bu yaşlara kadar indi.Eğitim ve geliştirmeye 5-6 yaşlarında başlamak gerekli.Şu anda Türkiye'de futbol oynama yaşı 11'lerde.Tabi elimizde çok zengin bir genç nüfus var ama değerlendirme konusunda har vurup harman savuruyoruz.Sonrada Almanya başta olmak üzere Avrupalı oyuncu arayışına giriyoruz.Elimizin altında ki madeni işlemek yerine hazıra konuyoruz.Tabi bu hazıra konmak genlerimize o kadar işlemiş ki yetiştirmek yerine kolay olanı seçiyoruz.Bugün, Belçika ve Fransa başta olmak üzere bir çok Avrupa Ülkesi Afrika pazarına yönelmiş durumda.Lakin bizim ligimizde 4 büyükler başta olmak üzere hiç bir takımımızın Afrika'da bir izleme komitesi olduğunu düşünmüyorum.Zamanında İlhan Cavcav ekmeğini çok yemişti Afrikalı oyuncuların ama oda bu ara pek ilgilenmez olmuş.Aslında Muhsin Ertuğral gibi yıllardır Afrika'da yaşamını sürdüren bir değerimiz var ama hiç bir yetkilinin transfer sezonunda onunla görüştüğünü ve oyuncu sorduğunu görmedik, rastlamadık.Şimdi Ajax, Hollanda'dan gelip bu ülkede futbol takımı kuruyor ama biz gözümüzün önündeki değerlerimize bile önem vermiyoruz ki, ne işimiz olsun uzaklarda futbolcu aramakla.
2002 Kore-Japonya Dünya Kupası 'nınn ardından Guus Hiddink Psv'nin başına geçtiğinde J.Sung Park'ı yanında götürmüştü.Porto şu anda 100 milyon euro istediği Hulk'u Japonya Ligi'nden sadece 5 milyon dolara almıştı.Uzak doğuda uzun zaman görev alan Şenol Hocamız acaba oralarda hiç yetenekli futbolcu görmedi mi? Geçen sezon Avrupa'ya transfer olan Japon oyuncu sayısı 10.Avrupalı yetkililer acaba laf olsun diyemi bu oyuncuları transfer ediyorlar.Borissia Dortmund, Kagawa'yı Japonya ikinci liginden aldı.Ödediği bonservis bedeli sadece 300 bin euro.Ve o oyuncu geçen sezonki şampiyonlukta pay sahiplerinden.Globalleşen dünyada futbol giderek büyüyen bir ekonomi.Artık ülkeler savaşlarını yeşil sahalarda yapıyorlar.Bugün dünyanın en zengin kulüpleri uzak diyarlarda futbolcu arıyorlar.Ucuza mal etmenin yollarını arıyorlar.Peki ya biz? Yıllardır Brezilyadan hazır futbolcu alan Fenerbahçe yetkilileri, neden çok para verip alacaklarına, o ülkede bir izleme komitesi kurmazlar.Barcelona, Messi'yi 11 yaşında keşfederken, biz hala neden 30'unu aşmış ve doymuş futbolculara milyonlarla euro veririz?
Takımımız şu anda Süper ligde ama ne yönetimsel olarak ne de kurumsal olarak hala tam olarak bu arenaya hazır değiliz.Halen mevcut bir tesisimiz yok.Daha düne kadar harabeleşmiş bir stadda ve çok kötü bir zeminde mücadele veriyorduk.Biraz bakım ve onarım ve Nurullah Sağlam'ın çabalarıyla stad zemini düzelttik.Stadın çehresini bir nebze olsun güzelleştirdik.Fakat hala kiralık tesislerde idman yapıyoruz.Kulübümüze ait bir tesisimiz yok.Altyapısız bir takım ile nereye kadar mücadele verebiliriz ki?Bu sorunları şu aşamada hemen çözmek sanırım hayalcilik olur.Arazisi Toroslar Belediyesi Hamit Tuna tarafından temin edilen ve tapusu kulübe verilen alanda hızlı bir şekilde tesislerimizi yapmalıyız.Bu yapacağımız tesise ise acilen bir futbol akademisi kurmalıyız.Genç yetenekli ucuz ve yetiştirebileceğimiz futbolcu adayı arkadaşlarımızı hem eğiterek hemde öğreterek futbolumuza kazandırmalı, daha sonra bu oyunculardan ekonomik gelir elde etmeliyiz.Planlı ve programlı bir sistemle hem sportif başarı hemde finansal başarı elde edebiliriz.Şehrimizde genç nüfus bir hayli fazla.Bunlara ilaveten, Afrika ve Güney Amerika pazarında bize uygun bir çok futbolcu adayı bulabiliriz.Porto, Ajax bunları yaparken biz neden başarılı olmayalım ki? Önümüzdeki senelerde Uefa'nın uygulamaya koyacağı mali disiplinide düşününce geç olmadan bu konulara daha fazla ehemmiyet vermeliyiz.Zira her geçen gün ekonomik anlamda dar boğaza düşen kulübümüzün başka bir çıkış yolu bulması birazda mucizelere kalacak gibi.
Bu ülkede yalnız Mersin İdman Yurdu değil, dört büyükler haricindeki takımlarımızın da şampiyonluk gibi uzak hayaller kurmak yerine bu sisteme geçmeleri sanırım kendi menfaatleri için daha makbul sayılacaktır.
Etiketler:
FC Porto,
Hulk,
Mersin İdman Yurdu,
Süper Lig,
Türk Futbolu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










